Bizleri bayram günlerine kavuşturan ve bayram sevincini yaşama fırsatı veren Yüce Rabbimize hamdü sena, Resul-i Ekrem (s.a.v)Efendimize salatü selâm olsun.
Aziz Cemaat-i müslimin, Bayram namazı saatine bir saatten fazla zaman var. Bu kıymetli vakti ancak camide sohbet dinleyerek en iyi şekilde değerlendirebiliriz. Aynı zamanda hediyelerle sevginin ifade edildiği bu müstesna günde ben de sizlere bir vaaz ve öğüt buketi hediye etmek istiyorum.
Bayram kelimesi de abdest,namaz,oruç kelimeleri gibi Farsça’dan alınmıştır. Bayram Farsça بذ رام kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir, sevinç ve eğlence günü anlamına gelmektedir. Bayrama Araplar “îd” derler ve sevinç ve toplanma günü anlamına gelir. Arapçada mutlu bayramlar anlamında عيد سعيد denilir. Toplumsal birliği sağladığı için hemen her toplum, milli ve dini bayramlara büyük önem vermiş ve bir takım yeni bayramlar ihdas etmiştir. İslam dini de müslümanlara iki bayram armağan etmiştir. Bildiğiniz gibi bunlar Ramazan ve Kurban bayramlarıdır. Kurban, Hicri 2. yılda meşru kılınmıştır.
Allah neden kurban kesmemizi istiyor? İhtiyacı mı var? Haşa..Biz malın mülkün emanetçisiyiz. Emaneti sahibi için feda ediyoruz. Emanetin sahibini hatırlıyoruz.
Allah için maddi fedakarlık yapmak ve bu vesileyle Allah’a yaklaşmak gayesini taşıyan fedakarlık anlamında kurbanı, tarihte ilk kez Hz Adem’in oğlu Habil kesmiştir. Habil, malın emanet olduğunu biliyordu, bu bilinçle malını Allah için feda etti ve sınavı kazandı. Kabil ise kendisini malın gerçek sahibi gibi gördü ve vermeye kıyamadı.
Sevdiğimiz birisine,
“Senin Allah’ına kurban olayım,” diyoruz. Anne, evladına sevgiyle, “Annen sana kurban olsun” der. Kurban, sevginin ileri düzeyini ifade eder.
Kurban, Hz İbrahim’in bir sünneti olarak gelenekselleşmiştir. Tarihi süreçte putlar adına kurban kesme şeklinde bir takım sapmalar da olmuştur.
Hz İbrahim’in bu husustaki sözünü ve uygulamasını bir kez daha hatırlayalım. Hz İbrahim’in, bir oğlu olması halinde onu, Allah için kurban edeceğine dair bir adağı olmuştu. Allah da yaşlı olmasına rağmen İbrahim (a.s)’a, oğlu İsmail (a.s)’ı verdi. İsmail belli bir yaşa geldiğinde ise İbrahim’e, verdiği söz, rüya yolu ile üç kez hatırlatıldı. İbrahim (a.s), verdiği sözü yerine getirmek üzere harekete geçti ve düşüncesini İsmail (a.s)’a açtı. “Gale ya büneyye inni era fi’l-menami enni ezbehuke, fenzur maza tera, Gale ya ebetif’al ma tü’mer. Setecidüni inşaallahu minesabirin.” (37/Saffat,102) Böylece İsmail de bu konuda büyük bir teslimiyet gösterdi. Allah, İsmail’in kurban edilmesine razı değildi, Onun yerine Cebrail (a.s) aracılığı ile bir koç göndererek koçun kurban edilmesini istedi. Böylece kurban ibadeti, bir İbrahim Halilullah sünneti olarak teşri kılındı.
İbrahim(a.s), yıllarca evlat hasreti çekmiş bir insan olarak sınavların en ağırına tabi tutuluyor ve sınavı kazanıyor. Bizler de farkında olduğumuz yada olmadığımız bir çok sınavdan geçiyoruz hayatta. Hayat, insafsız bir öğretmen benzetilir. “Hayat önce sınav yapar, sonra öğretir.” derler Kurban bizi hayati sınavlara hazırlıyor ve farkında olmadığımız sınavları fark ettiriyor.
İbrahim (a.s), bir defasında Allah’a, niçin bu kadar ağır bir imtihana tabi tutulduğunu, sorar. Allah da O’na, “Hani sen, Eriha’da bir günahkarı görmüştün ve Ya Rabbi bunu kahret, dermiştin. O günahkar da olsa benim kulum idi. Ben sana, bir insanı kahretmenin nasıl bir şey olduğunu göstermek istedim” der.
Allah, “Gad saddakte ru’ya”(37/105) beyanı ile İbrahim(a.s)’ın sınavların en ağırını kazandığını beyan etmiştir. Bazı alimler, İbrahim’in bu rü’yayı, aynen uygulama yerine yorumlaması,(tabir etmesi) gerekirdi demişlerdir. Zira rü’yalarda sembolik anlatım vardır. Aynen yorumlamak yerine, sembollerden hareketle rü’yayı çözümlemeye çalışmak ve ta’bir etmek gerekir. Her ne denilirse denilsin, Allah, İbrahim (a.s) niyetini kabul etmiş ama, insani olmayan bir teşebbüse de müdahale etmiştir. Allah, İbrahim (a.s) selamlamaktadır. “Selamun ala İbrahim”(37/109) İbrahim (a.s) Peygamberimizin atasıdır ve üç ilahi kaynaklı dinin menşeidir. Bu sebeple bizler de, Allah’ın selamını ve takdirini kazanmış olan İbrahim (a.s) milletindeniz.
Rüyalar, üç kısımdır: a) Yaşananların etkisi ile görülen rüyalar, b) Ümit ve hayallerin yansıdığı rüyalar c) Geleceğe işaret eden rüyalar. Rüyalar değer bakımında da iki kısımdır. a) Rahmani rüyalar, b) Şeytani rüyalar. Rüyalar, insanın o anki psikolojisine ve manevi durumuna göre şekillenir. Rüyalarımız, şuuraltının özgürce kendini belli etme şeklidir. Rüya sahibini ilgilendirir, rüya ile amel edilmez, ama rüya sahibine bazı önemli ipuçları verebilir.
Peygamberimiz (s.a.s); “Bu gün ilk işiniz namaz kılmaktır.” (Buhari,İdeyn,3) Bayram namazı vaciptir. Cuma namazı kılınan yerlerde kılınır ve bayram namazını üzerine Cuma namazı Farz olan kimselerin kılması gerekir. İlk gün bayram namazını kılamayanlar yada kurbanını kesemeyenler 2. ve 3. gün de bayram namazını kılabilir ve kurbanını kesebilirler.
Kur’an’da Kurban:
“Şüphesiz biz sana kevseri verdik. O halde Rabbın için namaz kıl ve kurban kes. Şüphesiz soyu kesik olanlar, sana buğz edenlerdir.” (Kevser Suresi)
“(Kendileri için lütfedilen bir takım menfaatleri görmeleri, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın adını anmaları (Kurban kesmeleri )için sana (Kâbe’ye) gelsinler.Artık onlardan hem kendiniz yiyiniz hem de yoksula ve fakire yediriniz. (Hac,28)
Ebu Müslim’in tercih ettiği İbn-i Abbas’ın kavline
göre, ayette işaret edilen belirli günler Zilhiccenin 10, 11 ve 12. günleridir. Bu günlere “eyyam-ı nahr=kurban kesme günleri” denilir.
“Biz, her ümmet için bir kurban ibadeti ihdas ettik ki Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği hayvanların üzerine (boğazlarken) O’nun adını ansınlar.” (Hac,34) Ayette geçen mensek kelimesi, kurban kesilen bayram, ibadet edilecek yer, yol ve hukuk anlamındadır. Nüsük de kurban ve ibadet anlamındadır.
22/37. Bu hayvanların ne etleri ve ne de kanları Allah'a ulaşacaktır. Allah'a ulaşacak olan ancak sizin takvanızdır. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah’ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir. İyilik yapanları müjdele”
Sadece kurban ibadeti değil bütün ibadetlerde iyi niyet ve ihlas temel şarttır. (İnneme’l-a’malü binniyat ve innema likullimriimmaneva) Ameller niyetlere göre değer kazanır. Herkesin niyeti ne ise eline geçecek olan da odur. İyi bir niyetle hayatta yaptığımız her iş ibadet makamına yükselir.
Sünnette Kurban: “Gücü yettiği halde kurban kesmeyenler bizim namazgahımıza yaklaşmasın.” Mealindeki hadis-i şerifte yer alan ikazı dikkate alan İmam-ı Azam, Kurban ibadetinin vacip olduğuna hükmetmiştir.
“Kurban bayramı günü adem oğlu, sıla-i rahm dışında kurban kesmekten daha üstün bir amel yapmamıştır.” Peygamberimiz Medine’de on yıl kurban kesmiştir.
Hükmü: Müslüman, akıl baliğ olmuş, mukim, hür ve nisaba malik olan kimselerin kurban kesmesi gerekir. Koyun,keçi,sığır,manda ve deveden kurban olur. Koyun ve keçiyi bir kişi, sığır, manda ve deveyi birden yediye kadar birkaç kişi kesebilir. Fakat büyük baş hayvanı müşterek kesenlerden her biri ibadet niyetiyle ortaklığa katılmalıdır.
Parasını sadaka olarak vermiş olmakla kurban kesmiş olmayız. Namaz kılmak yada oruç tutmak yerine parasını verseniz olur mu? Olmaz. Birileri mantık yürüterek dini hükümleri sulandırmaya çalışıyor. Din konusunda din bilginlerinin sözüne itibar etmek gerekir. Efendim, dinimiz mantık dinidir, diyorlar. Dinimiz makul bir dindir ama herkesin mantığına uyarlanabilecek bir din değildir.
İbadetlerde Allah’a karşı kadın-erkek her biri ayrı ayrı sorumludur. Erkeğin gücü yettiği halde kadının gücü kurbana yetmeyebilir yada kadının gücü yettiği halde erkeğin gücü yetmeyebilir. Bir ailede kurban mükellefi olan kaç kişi varsa onların kurban kesmesi gerekir.
Bayramda Görevlerimiz:
a) Bayram namazı,
b) Kurban kesme,
c) Akraba ve komşuları ziyaret ve bayramlaşma,
d)Uzaktakilerle hiç değilse telefonla bayramlaşma,
e) Farz namazlardan sonra teşrik tekbirleri,
Teşrik tekbiri, arefe sabahı başladı, dördüncü gün ikindi vaktine kadar devam edecek. Teşrik tekbiri kadın erkek bütün mü’minlere vaciptir. Türkiye’nin bir çok yerinde farklı söyleyişlere rastlansa da Türk Tasavvuf Musikisi ustaları tarafından söylenen bir çok yerde okunan teşrik tekbiri makamını, Buhuri Zade Itri Efendi bestelemiştir. Bu beste şöyledir……
Kurban kesmenin usulü: Tekbir getirilir. Mükellef ya kendisi keser yada vekalet verir. Hayvana eziyet vermeden usulüne uygun bir şekilde kesilir. Şoklama yönteminde, kurbanın canı çıkmadan hemen kesildiği için dinen bir sakınca görülmemektedir. Dua edilir ve iki rek’at şükür namazı kılınır. Bismillahi Allahu ekber diyerek kesilir.
Kurban duası olarak şu ayetler okunabilir:
79/6 “Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’a çevirdim ve ben müşriklerden değilim.”
Hanif, Allah’ı bir bilen, Hakka yönelen ve batıldan hoşlanmayan demektir.,
162/6 “Deki şüphesiz benim namazım,kurbanım,hayatım ve ölümüm, hepsi alemlerin Rabbi Allah içindir.”
Böylece bizler de,Allah’a kurban gibi bir teslimiyet iradesini beyan etmiş oluyoruz. Kurban ibadeti bize hem fedakarlığı hem de Allah’a teslimiyeti öğretiyor.
Kurbanın Eti ve Derisi: Et üçe taksim edilir ve üçte biri fakirlere verilir.
Kurban Kesmenin Faydaları:
1-Allah’ın emrine itaat ederek On’a yaklaşıyor ve sevap kazanıyoruz.
2-Fedakarlık ve yardımlaşma duygumuz daha da güçleniyor.
3-Akraba ve komşular arasında sevgi ve dostluk bağları güçleniyor
4-Bedenimiz et il, gerekli olan proteini depoluyor.
5-Hayvan besleyen ve satanlar lehine ticaret canlanıyor.
6-İnsanlar stres atıyorlar birlikte mutlu olmayı öğreniyorlar.
7-Rabbimize şükredenlerden oluyoruz.
Bu gün, bayram vesilesi ile sabahın erken saatinde en güzel ve yeni elbiselerinizi giyerek camilere akın ettiniz ve şu kutsal mekanda Allaha bağlılığınızı ilan ve ikrar etmektesiniz. Şunu iyi bilmek gerekir ki, cami sizin ikinci adresinizdir. Bu adrese cumadan cumaya yada bayramdan bayrama uğrayanlar yeterince şükreden ve sabredenler olamazlar. İşi dolayısıyla gündüz gelemeyenler akşam gelebilirler, akşam da gelemeyenler en azından hafta sonu gelebilirler. Unutmayınız ki camiden ne kadar uzaklaşırsanız şeytana o kadar yaklaşırsınız. Şeytan ise hain bir dosttur ve arkadaşlarının hepsini cehenneme götürür. Cami ise Cennete giden yolun başında önemli bir terminal vazifesi görür. Siz müslümansınız ve buraya aitsiniz. Ait olduğunuz yeri biliniz ve bu yerlere sahip çıkınız.
İyi bir insan ve samimi bir müslüman olabilmek için, insan haklarına saygılı ve bağlı, haram ve helâl hassasiyeti ile hareket eden, özü-sözü doğru iyi bir insan olmak gerekiyor. Müslümanlık, adam olma sanatıdır. Adam gibi adam olmak, hanımefendi gibi hanımefendi olmak her insanın her halükarda olması gereken bir durumdur. Adam olana laf bir kere söylenir. Yalan konuşan, insanları aldatan ve sözünde durmayan biri insanın, adamlığında da ciddi problemler vardır.
Adamı olana değil, adam olana değer veriniz. Kendisine hayrı ve yararı olan birinin, vatanına, milletine ve dinine de yararı olur. Kendisine yararı olmayan ve başkasına muhtaç durumda olan bir kimseden de vatan, millet ve din için bir yarar beklenmez. Takdir edersiniz ki, bir adamın boyuna posuna bakarak adam olduğu kanaatine varmıyoruz, terbiyesine, beyefendiliğine ve nezaketine bakarak adamın adamlığı konusunda bir kanaate ulaşıyoruz. Peygamberimiz (s.a.s) de bu konuda şöyle buyuruyor: “Allah sizin bedenlerinize ve görüntünüze bakmaz, bilakis Allah sizin kalplerinize ve amellerinize bakar”
Niyetiniz ne ise kısmetiniz de odur. Müslümanın niyeti amelinden daha hayırlıdır. Peygamberimiz iyi niyete şöyle bir örnek veriyor: Adamın biri bir çeşme başına bir kazık çakıyor, atını bağlıyor, giderken de, başkaları da benim gibi bu kazığa atını bağlar ve dinlenir düşüncesiyle kazığı sökmüyor. Bir başkası geliyor, kazığa ayağı takılıyor, başkaları da benim gibi bu kazığa takılarak düşmesin düşüncesiyle kazığı söküyor. Peygamberimiz (s.a.v), bu iki adam, birbirinin tam aksi işler yaptığı halde iyi niyetlerinden dolayı her ikisi de sevap kazandı, buyurmuşlardır.
Bir cenaze sonrasında Peygamberimize, tabutun çok ağır olduğu söyleniyor, Peygamberimiz (s.a.s), “Demek ki sevabı çokmuş” diyor. Başka bir cenazede, tabutun hafif olduğu söyleniyor. Bunun üzerine de Peygamberimiz, “Demek ki, günahı azmış” buyuruyorlar.
Bir de, başkaları hakkında konuşurken iyice düşünmeli, yararsız boş sözlerle zaten pamuk ipliğine olan ilişkilerimizi tahrip etmemeliyiz. Sokrates'in bu konuda uyguladığı üçlü filtre testini dikkatle dinleyelim:
Sokrates, saygıdeğer bir düşünür ve filozof olarak Eski Yunan’da hatırı sayılır bir ün yapmıştı. Bir gün bir tanıdık bir filozof meslektaşına rastladı ve arkadaşı Sokrates’e dedi ki: Senin bir arkadaşın hakkında ne duyduğumu biliyor musun? Bir dakika bekle, diye cevap verdi Sokrates. Bana bir şey söylemeden evvel senin küçük bir testten geçmeni istiyorum. Buna Üçlü Filtre Testi deniliyor. Diğer filozof, Üçlü Filtre mi? Evet, diye devam etti Sokrates; Benimle arkadaşım hakkında konuşmaya başlamadan önce, bir süre durup, söyleyeceğini gözden geçirmek iyi bir fikir olabilir. Üçlü filtre testi şöyle uygulanıyor: Birinci filtre
Gerçeklik Filtresi. Bana birazdan söyleyeceğin şeyin tam anlamıyla gerçek olduğundan emin misin?
Hayır, dedi adam, Aslında bunu ben de başkasından duydum ve...
Tamam, dedi Sokrates. Öyleyse, sen bunun gerçekten doğru olup olmadığını bilmiyorsun. Şimdi 2. filtreyi deneyelim,
İyilik Filtresi: Arkadaşım hakkında bana söylemek üzere olduğun şey iyi bir şey mi? Hayır, tam tersi, dedi adam.
Öyleyse, diye devam etti Sokrates. Onun hakkında bana kötü bir şey söylemek istiyorsun ve bunun doğru olduğundan emin değilsin. Fakat yine de testi geçebilirsin, çünkü geriye bir filtre daha kaldı:
Yararlılık Filtresi. Bana arkadaşım hakkında söyleyeceğin şey benim işime yarar mı? Hayır gerçekten yaramaz. dedi adam. İyi, diye tamamladı Sokrates. Eğer, bana söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve işe yarar bir şey değilse bana niye söylüyorsun ki?
Yine tabiinden Hasan-ı Basri hazretlerine birisi, filanın evinde senin aleyhine konuşmalar oldu, diyor. Hasan Basri, “Senin orada ne işin vardı?” diye soruyor. Adam, davete gitmiştim, diyor. Hasan Basri, ne yiyip içtiniz? diyor. Et yedik, pilav vs yedik, diyor. Hasan Basri de adama, peki bütün bu yediklerini karnında tutabiliyorsun da benimle ilgili birkaç lüzumsuz sözü mü içinde tutamıyorsun, diyor.
Bu nüktelerden de anlaşılacağı gibi, gerçek dışı, iyi olmayan ve kimseye de bir faydası dokunmayacak olan dedikodu, gıybet vb. sözlerle meşgul olmak, hem dostluk ilişkilerine zarar verir, hem de söz sahibini küçük düşürür. Peygamberimiz(s.a.v) “Kişinin malayaniyi terk etmesi, onun Müslümanlığının güzelliğine işarettir,” buyurmuşlardır.
Bayramlar dolayısı ile en yakın akraba ve komşularımızdan başlayarak bayramlarını tebrik etmeli, maddi imkanı iyi olanlar, bayram hediyesi kabilinden ihtiyaç sahibi olanların birkaç ihtiyacını karşılayarak onları sevindirmelidir.
Alimlerden birinin bir bayram öncesi kapısı çalınmış. Üzerinde pijamaları olduğu için kapıyı açmamış, kim o, diye seslenmiş. Kapıdaki adam, zaruretten yardım toplayan biri imiş. Alim adama kapı aralığından bakınca bir de ne görsün, eski bir dostu! Alim, evinde, kesesinde ne varsa kapı aralığından eski dostuna görünmeden vermiş. Tanırsa üzülür, mahcup olur diye görünmek istememiş. Ardından da hıçkırıklarla ağlamaya başlamış. Hanımı, verdiğin gözüne mi göründü, zoruna mı gitti, neden ağlıyorsun, demiş. Alim ise, hayır hanım, verdiğime ağlamıyorum, benim bir arkadaşım, toplayıcılık yapacak kadar düşmüş de haberim olmamış, ben buna ağlıyorum, demiş.
Bu sene,2006 yılında iki Kurban bayramı yaptık. Biri senenin başında diğeri sonunda. 2007 miladi yılına da bayram yağarak giriyoruz. Gerçi bizim yaptığımız bayramın yeni yıl ile ve yılbaşı kutlamaları ile hiç bir ilgi ve alakası yok ama yine de yeni bir yıla iyi duygularla başlamak, devam ettirebilir ve becerebilirsek senenin büyük bir kısmını da iyi duygular içinde geçirmemize vesile olabilir.
Yeri gelmişken şu hususu da belirtmeden geçemeyeceğim: Bir insan olarak gülmeye, neşelenmeye ve meşru ölçülerde eğlenmeye de ihtiyacımız vardır fakat yıl başı, doğum günü vd bir takım özel günler vesilesi ile meşru ölçüler dışına çıkarak eğelenme hoş görülemez. İçkinin azı da çoğu da haramdır. Yıl başı gecelerinde alkolün su gibi tüketildiğini, keyif verici bir takım zararlı hapların alındığını sıkça duyuyoruz. Alkol almış birinin aklına, bedenine,malına ve çevresine ne tür zararlar verdiği yaşanan acı tecrübelerle de apaşikar bilinmektedir. Bu sebeple ne yılbaşında ne de başka zamanlarda din dışı kutlamalar yaparsak, Alalh’In rızasında uzaklaşmış, şeytanı da sevindirmiş oluruz. 25 Aralık hırıstıyanların dini bayramıdır. Christmas derler. Yılbaşı kutlamaları da Christmas ile birlikte kutlanır. Bir müslümanın, hırıstıyanların dini bayramını kutlaması ve etkinliklerine katılması yada bizzat kendisinin christmas etkinliklerine benzer bir takım kutlamalar düzenlemesi asla kabul edilemez. Bu tür etkilikler, kültürel yozlaşma ve özüne yabancılaşmadır. Bizler Müslüman Türk milleti olarak, yabancılaşmadan gelişme sürecinde olmalıyız.
Bayramlar toplumca hep birlikte sevincin, coşkunun mutluluğun doyasıya hissedildiği yaşandığı günler olmalıdır. Ne var ki hayatta dert ve mutluluk, gece ile gündüz gibi birbirini takip eder ve hep bir arada bulunurlar. Dertsiz olamazsınız. Çevrenizdeki sorunları, bir ölçüye kadar dert edinmek durumundasınız. Eğer dertsizseniz, dert siz siniz. Dertsizim demek, sorumsuzum,şuursuzum ve çevremde olanlara karşı da ilgisizim anlamına gelir. Çevrenizdeki sorunlara karşı çaresiz de değilsiniz, çare sizsiniz. Eğer mutlu olmak istiyorsanız, küçük olaylardan sevinç kotarmaya çalışınız ve hiçbir sorunu gözünüzde büyütmeyiz.
Kestiğiniz büyük baş kurbanların kulağındaki küpeyi İlçe Tarım Müdürlüğüne götürünüz.
Camilerimize telsiz verici ve alıcı cihazlarla merkezi sistem kurmak istiyoruz. Yardımlarınızı bekliyoruz.
Camilerin ihtiyaçları için yardım
9 Ocak 2008 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder